IWIW megosztásStartlap kedvenchezGoogle könyvjelzőLink megosztása: Del.icio.usTwitterAjánlás a linkter.hu-raAjánlás a vipstart.hu-raFacebook
Erol KÖMÜR / BAŞYAZI
       Zaman durağan bir kavram değil… Su gibi akıp gidiyor. Zaman zaman akıntının hızına kapılıp gidiyorsunuz, zaman zaman aheste aheste dakikaların içinde salınıp tadını çıkartıyorsunuz. Zaman zaman da anaforlar, girdaplar sizi bilinmeyen saniyelerin içinde döndürüp duruyor… Zaman zaman istediğiniz, zaman zaman istemediğiniz, bazı anlar farkına vardığınız, bazen de hiç ummadığınız bir yolculukta akıp gidiyorsunuz. Gel zaman, git zaman bu yolculuğun içinde siz de yola çıktığınız günkü gibi kalmıyorsunuz… Biteceğini hiç düşünmediğiniz bu yolculuk; kimi için bir limanda, kimi için bir çiftçinin tarlasında, kimi için ucu görünmeyen okyanuslarda, güneşin cazibesine kapılanlar için de gökyüzünde son buluyor.

       Her yolcu seyahat sürer giderken geride çizgiler bırakıyor. Kalın, ince; renkli, renksiz; parlak, mat; silik, derin; anlamlı, anlamsız; düz, eğri; birbirine karışmış çizgiler… Bazı çizgiler rüzgarla kol kola girip çizildiği mekanı yalnızlığı ile baş başa bırakırken; bazı çizgiler diğer çizgilerin cazibesinde kaybolup gidiyor… Bazı çizgiler de zamanın tüm acımasızlığına, entrikalarına, iltifatlarına; diğer çizgilerin baştan çıkarıcılığına, izden çıkarıcı tekliflerine rağmen çizenine sadık kalarak zamana meydan okuyor…

       Bir garip zaman yolcusu da elinde zaman yakalama makinesine büründürdüğü kalemi ile silinmeye yüz tutmuş izleri belirginleştirmeye çalışıyor. Kimi vakanüvis, kimi müverrih diyor; bizim zamandakiler ise tarihçi diyorlar. Ellerinde kalemi bir ömür boyu geçmiş zaman çizgileri ile raks edip duruyorlar. Kimi zaman hiç çizilmemiş çizgiler çekiyorlar geçmiş zaman perdesine; kimi zaman, olan çizgileri olduğundan daha güzel parlatıyorlar… Kimi zaman, kalemlerinin kifayetsizliğinden midir? yoksa parmaklarının ihanetinden midir? bilinmez, çizdikleri çizgiler asıllarının üzerinde sırtarıyor… Kimileri de çizgilerin aynen aksettirilemeyeceğini bildiğinden midir? nedir? Kalemi eline alma zahmetine bile katlanmıyor…

       Zaman yükündekilerini savurup giderken tüm anlayışlar, çizgiler, sınırlar, renkler değişiyor. Tarih yazma anlayışının da bu değişimden nasibini almaması mümkün değil…Zaman bu çağa öyle bonkör davrandı ki; tüm zamanın verilerini kalemin ucu büyüklüğündeki çip (chip) lere yerleştirebiliyorsunuz… Roma’nın, İnka’nın, Çin’in, Cengiz’in, Hatti’nin, Asur’un, Harun Reşid’in, Muhteşem Süleyman’ın bütün tarihçileri bir arada Mu’nun sırlarını arasalar; sizin “Search” butonunuzun “Enter”la omuz omuza verdiğinde bulduklarını bulamıyorlar… Medeniyetlerin, zamandaki çizgilerini yok etmek için; artık İskenderiye, Kurtuba, Tuleytula, İnka kütüphanelerini yakmak yetmiyor. World Wide Web tüm kütüphaneleri, IP’nin ucundaki tüm pc’lere ulaştırıp saklayacak kadar gelişti.

       Bu teknolojik değişime ne yazık ki en az ayak uyduran biz tarihçiler olduk. Tarihçiler ki pişmiş kil tablet teknolojisinin, silinmeyen yazılar için çini mürekkeplerinin, yetersiz işaret dillerinin yerine alfabelerin gelişimini sağlamışlardı. Zaman yeniçağın teknolojik gelişmelerine uyum sağlayan yeni çağın tarihçilerinin zamanıdır. www.etarih.com sitesi yeni çağın tarihçilerine bu anlayışla hizmet vermek için kuruldu...Faydalı olması dileği ile...

Erol KÖMÜR 08.07.2007 13:46 İstanbul

Son Güncelleme ( Cumartesi, 19 Haziran 2010 23:13 )