IWIW megosztásStartlap kedvenchezGoogle könyvjelzőLink megosztása: Del.icio.usTwitterAjánlás a linkter.hu-raAjánlás a vipstart.hu-raFacebook
Erol KÖMÜR / BAŞYAZI

İKİ ÇOCUK İKİ DEHA İKİ TÜRKİYE

Tuncay Bey’e ithafen…

                11. asrın ilk yarısı, Oğuz boyları İslam ile müşerref olmuşlar… Batı Türkistanın ırmakları, ovaları, yaylaları artık Türkmen adları ile donatılmış, Türklerin yeni yurdu olmuştur. Fakat doğudan gelen göçler ile nüfus günden güne artmakta, geçimini hayvancılık ile sağlayan göçebe Türkmen boyları için hareket alanı gün geçtikçe daralmakta. Yeni yurtta ayakta kalabilmenin tek yolu yağmacılara, rakip boylara karşı savaşmakta…  Fakat savaşın hukuku yok. Bir anlık dalgınlık obaların basılmasına, hayvanların çalınmasına, çadırların yakılıp yağmalanmasına onlarca insanın hunharca katledilmesine neden olmakta. Herkes, her an baskınlara karşı teyakkuz halinde ve cenge hazır olmak zorunda.

                Ilık bir yaz sabahı; tandırların dumanı gökyüzüne, kokuları nefislere ekmeklerin piştiğini haber vermekte. Kınık boyunun uluları zarar ziyan tesbitinde, kadınlar bir gün önceki baskının yanık izlerini tamir peşinde… Gençler, şimşir sopalarla çocuklara savaş oyunları öğretmekte. Tuğrul Bey’in gözü hep çocuklarda. Belki de onlarda istikbaldeki Selçukluyu görmekte. Aralarında saçları kömür gözleri kömür bir yeğen var. İnşallah büyüdüğünde adı gibi Alp bir Aslan olacak. Çağrı Bey, ağabey Tuğrul’un seyrini izlemekte. İki bey seyre dalmışsa diğer beylere de bu mühim meseleyi sessizce takip etmek düşer elbet. Neyi mi seyrediyorlar:

                Kınık boyunun çocukları iki öbek olmuşlar, birbirleri ile savaşıyorlar. Hem de önceki günkü baskını canlandırarak. Önce uyuyan nöbetçiler haklanıyor, sonra köpekler kandırılıyor, atlar yularlanıp obanın dışına çıkartılıyor, çadırlar ateşe veriliyor, uyanıp direnenler haklanıyor. Oyun oyun değil, adeta baskını tekrar yaşatıyor. Beylerin ilgisini çeken bir husus daha var. Boyu basan eşkiyaları temsilen oynayan öbeğin başında çocuk Alpaslan var. Beylerin alınları kırışıp kaşları çatılıyor. Çağrı bey sert bir ifadeyle Alpaslan’ı çağırıyor. Tuğrul yeğenine daha merhametli. Soruyu Alpaslan’ın ruhunu okşayan sesiyle Akçakoca soruyor:

                “Alparslan, Kınık’ı basan eşkiyaya baş olmuşsun. Sana yakışan boyunun beyi olmak değil miydi?”

                Yaşı küçük ufku büyük Alpaslan’ın beylerin kanını donduran cevabı.

                Ulu beyler, Kınık’ın başında ben olsaydım, obalarımızı kimse basmaya cesaret edemez, savaşı biz kazanırdık

 

               

               Dokuzyüz yıl sonra; Rumeli kan gölü… Sırp, Bulgar, Yunan çetelerinin katliamlarının ardı arkası kesilmiyor. Yüzbinlerce Türk Dersaadet yolunda. Kırım, Kafkasya kan ağlamakta. Karadeniz’in karşı sahiline geçip Anadolu’ya ulaşmak Medine’ye hicrete denk. Yüzbinlerin yolu ya Sibirya ya Anadolu…

                Rumeli Türkmenleri hala umutlu; giden şanlı akıncının Murad-ı Hüdevandigar ile birlikte döneceğinden eminler. Umutlu olmak zorundalar… Hem beşyüz yıllık ata yurdu nasıl terk edilir ki. Kosova, Üsküp, Manastır, Filibe, Şumnu, Saraybosna, Varna, Deliorman, Niğbolu yiğitlerin hatıraları ile dolu… Selanik, asırlardır darda kalanların ilk durağı… Gözü dönenlerin ilk uğrağı…

                Çocuk, her yerde çocuk… Onlar için savaş, katliam, hicret pek bir şey ifade etmiyor. Yıllar sonra o acıları Türkülerde hissedecekler.  Büyükler ümitle karamsarlık, git ve kal arasında gide gele dursunlar… Bizim çocuklar sevinçle birdirbir oynamaktalar. Hiç bitmeyen bir birdirbir… Son eğilenin üzerinden son zıplayanın bir adım sonra eğilerek zinciri devam ettirdiği bir birdirbir… Oyuna sonradan dahil olan sarı saçlı mavi gözlü çelimsiz bir çocuk… Sırayla tüm çocukların üzerinden atlıyor ve eğilme sırası onda… Ama eğilmiyor, her hal biraz mızıkçı mı ne? Bostan korkuluğu gibi dikiliyor… Tüm çocuklar ısrarcı eğilmesinde,  oyunun kuralı bu. Herkes oyunun kuralının uygulanmasını talep etmekte… Sarı saçlı mavi gözlü minik Mustafa’dan boyundan büyük bir söz:

                Ben kimsenin önünde eğilmem, zıplayabilirseniz böyle zıplayın

                Dokuz yüz yıl farkla iki Türkiye’nin iki lideri…

                İki çocuk, iki deha, iki lider; iki küçük çocuğun Alparslan ve Mustafa’nın hikayeleri…

Son Güncelleme ( Perşembe, 08 Temmuz 2010 23:03 )