TARİHÇİ OLMAK ÜZERİNE
Tarihçilik, tarih kadar eski bir uğraşıdır. İlkçağ’da bireylere ait tarih anlatımlarından, Hititlerde olduğu gibi devlet eli ile üretilmiş yazın örneklerine rastlayabilirsiniz.
Yöntem, teknik ve ifade tarzları da tarih boyunca Tarih Bilim Dalı’na katkıda bulunmaya, bu bilim dalını beslemeye devam etmiştir. Günümüzde bu öğelerin toplamına Tarih Metodolojisi diyoruz.
Tarih Metodolojisi , tarihin nasıl araştırıldığını, nasıl eleştirileceğini, nasıl analiz edileceğini, nasıl yazılacağını tarihçilere salıklamaktadır. Dünya çapında veya yaygın ifadesi ile küresel boyutta (artık evrenin sınırsızlığında ötürü o evrensel ölçekte diyecek kadar iddialı değiliz.) standartları olmamakla beraber belirli ekollerin katkılarıyla standartlaşmaya doğru zaman tünelindeki yolculuğuna devam etmektedir. Genel bir ifade ile metodoloji tarihçinin nasıl davranması gerektiğini salıklarken ; tarihçinin kim? Kim olabileceği üzerine kesinlikle yorum getirmemektedir. Getirememesinin açık nedeni de metodolojiyi icad edenlerin bizzat tarihçilerin kendileri olmalarından kaynaklanmaktadır.
Metodoloji üniversite çevrelerinde Dünya çapında standartlaşmaya giderken; kimlerin tarihçi olabileceği, olması gerektiği , tarihçinin yetenek üzerine kurgulu kişisel özellikleri hakkında yorum getirmemekte; ipucu vermemekte hatta bu durumu ele almamaktadır. Dolayısı ile de bu konuda mevcut bir standart bulunmamaktadır. Türkiye koşullarında tarihçi olabilmenin yolu fen-edebiyat fakültelerinin tarih bölümlerinden yani ÖSS sözel bölümünden geçmektedir. 2009’a kadar yapılan seçme sınavlarında, seçme işlemini tarih sorularından ziyade Türkçe bölümü soruları etkilemektedir. Türkçe’nin yanında Coğrafya, Felsefe grubu gardını almış beklemektedir. İyi bir tarih bölümü için de orta öğretim başarı puanı ve etkisi çok az da olsa belirleyici rolü ile Matematik soruları size “hoş geldin tarihçi” der gibi beklemekte idi. Tüm uğraşılardan sonra dört yıllık fakültelerden mezun olup iş, aş ve eş derdini bir yana bırakabilir iseniz yüksek lisans, doktora ve akademisyenlik yolunu tutmanız gerekiyor. Önce üniversite çevresinde, sonra uluslar arası platformda popüleriteniz varsa birkaç yayınevi ile sesinizi duyurmaya çalışıyorsunuz. Bir de aykırı fikirleriniz varsa görsel medyada palazlanıveriyorsunuz. Bu sistemin ilk mezunlarını 80’li yılların ortasında verdiğini ve 2014’e kadar da mezun vermeye devam ettiğini hesaplar isek 2050’ye kadar sabık tarihçiler bize “Tarih Dersi” vermeye devam edecekler. 2010 değişikliği durumu ne kadar etkiler bunu bilemiyoruz. Fakat üniversiteye giriş üzerine kurgulu sistemin tarihçi yetiştirme ve çıktı adına çok köklü bir değişiklik getireceğini de beklemiyoruz.
Mektepli, diplomalı tarihçilerin yanında ülkemizde alaylı tarihçiler de çok popürlerdir. Eli kalem tutan, iyi diyalektik yapan veya civar bilim dallarından gelip birikimini bu alanda kullanmak isteyen; metodolojiye hakim alaylı tarihçilerin toplamı neredeyse mektepli tarihçilere yakındır.
Atadan, dededen kalma kitap, arşiv ve dökümantasyonu kalemiyle anlatmasını başarabilen; ana dalı hukuk olmasına rağmen hukukta yolunu bulamayıp tarihi yavru dal olarak gören; mezuniyeti edebiyat olmasına rağmen edebiyatla arası iyi olmayan; disiplini anayasa hukuku olmasına rağmen inkılapçı, Atatürkçü ruhunu serdetmeye çalışan; yurt dışında iktisat eğitimi alıp belki de Türkiye’nin iktisadi buhranları ile başa çıkamayacağını anlayan; politik bağlantılarından dolayı bazı arşivlere girip çıkması kolay olan; pek çok farklı alan uzmanlarının hepsi Türkiye’de “TARİHÇİ”dir. Yermek şöyle dursun, içlerinde pek başarılı olup övgüye nail olanlar da vardır.
Eskiden durum tam tersine idi. Kendini ispat etmiş tarihçilerden milletvekili, bakan hatta başbakanlar çıktığı vakidir. Günümüzde ise tarihçi unvanı ile mezun olup iş kaygısı ile MEB kadrolarındaki yerini almış okullu tarihçilerimiz aş kaygısı ile idari kadroları tercih edip büsbütün alanlarından uzaklaşmaktadırlar.
Tüm sorunların yanında göz ardı ettiğimiz belki farkında olmadığımız, belki de önümüze koyup dillendirmekten korktuğumuz çok daha büyük bir sorun vardır, tarihçiler için. Kimden tarihçi olur? Hangi yeteneklere sahip birey tarihçi olabilir? Tarihçinin ahlak ve karakteri nasıl olmalıdır? Sorularının cevapları tarihçi yetiştiren kurumların çoğu belki de hiçbiri tarafından sorgulanmaz.
Bize göre tarihçi yetiştirilirken tarihçinin ahlak, adap, karakter ve mizacına da ciddi ve bilimsel olarak yaklaşarak gerekli tedbirleri alınmalıdır. Hele hele tarihçinin eğitim misyonu da var ise gelecek kuşakların fikir, ahlak ve karakterine şekil verme yönleri dikkate alınarak bu konuda daha da hassas davranılmalıdır. Üretimdeki küçük hatanın tüketimde onulmaz yaralara neden olabileceği unutulmamalıdır.
Gelecek yazılarımızda bu soruna farklı açılardan ışık tutmaya devam edeceğiz.
Yasemin ERDEN ER İstanbul 13.02.2009 15:33