“İNSANLIK” İSRAİL KARASULARINA GİREMEDİ
Gazze, Filistin’den bir parça… Filistin kimin parçası? Doğu Akdeniz’in mavi kıyılarında, gönlümüzün enginliklerinde… Gazze, öyle Ortadoğu kadar uzaklarda değil, İsrail kadar yakınımızda! Duyguları çabuk kabaran, hatta köpüren bir milletiz. Mazlumlara hep kucak açan olmuşuz, hala da öyleyiz. Hangi uygarlığın literatüründe var ki? “Allah, düşmanıma bile böyle dert vermesin” duası. Düşmanını dertten sakınan millet… Hümanizmanın zirvesinde yurt tutanlar değil o millet biziz.
O duygularına engin insanlar yaklaşık yirmi yıldır İHH adlı hayırlı bir organizasyon kurmuşlar. Kendileri kendilerini; “İHH İnsani Yardım Vakfı, bölge ve ırk farkı gözetmeksizin dünyanın herhangi bir yerinde sıkıntıya düşmüş, felakete uğramış, zulüm görmüş, aç ve açıkta kalmış; savaş, tabii afet gibi sebeplerle mağdur olmuş; yaralanmış; sakat kalmış; evsiz, yurtsuz, tüm insanlara insani yardım ulaştırmak ve bu insanların temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilmesini önlemek üzere 1992 yılından bu yana çalışmaktadır.” İfadesiyle tanımlıyorlar. Sadece böyle ifade etmiyorlar, 1992’den bu yana da bilfiil yerine getiriyorlar.
90’lı yılların ortasında Bosna, Çeçenistan ve kara Afrika’nın kara bahtlı insanlara nasıl yardım ederizin hesabını yapan insanlarımızın çalabileceği sivil toplum örgütü ne kadar azdı ! Hükümetlerin uluslar arası krizlerden mazlumlara dönük olumlu sonuçlar çıkartabilmesinin yolu en büyüklerin insafından geçtiği bir ortamda hep sivil insiyatifler mazlumlara ulaşmaya çalıştılar. Sesimi duyan yok mu? Kimse yok mu? Nidalarının kulaklarımızı çınlattığı günlerde onlar hep bu toprakların gönüllerinin gönüllüleri oldular.
Belki de önceki yardım organizasyonlarında da farklı sıkıntılar yaşandı. Ama emin olunki ne Boşnak soykırımına yeltenen Sırplar; ne Çeçen soykırımına soyunan Ruslar bu kadar cüretkar kasaplık yapmadılar. Onlar kendilerine düşman ilan ettikleri insanlara her türlü zulmü reva gördüler. Yapmacık da olsa yardım kuruluşlarına, basın mensuplarına, uluslar arası temsilcilere böyle bir saldırıda bulunmaldılar. Saldırıda hayatını kaybeden gönüllülere Allah’tan rahmet, yaralılara Allah’tan şifalar, yollarını gözleyenlere sabır ve metanet diliyorum.
Türkiye’nin tavrının ne olması gerektiği veya olacağı konusunda çok konuşuldu, konuşulmaya devam edecek. Konuştuğumuzla kalacağız… Aksini iddia edenler Türkiye ile İsrail arasındaki iş potansiyelini ve bu alış-verişin sonlandırılmasında kimin zarara uğrayacağını hesaplayabilirler –umarım yanılırım-.
Uluslar arası kurum ve kuruluşların, Avrupa Birliği’nin ve A.B.D.’nin, Rusya’nın, Çin’in ve dişe dokunur diğer devletlerin İsrail’e karşı somut bir yaptırıma ikna edilmelerini de mümkün görmüyorum. Nezaketen İsrail’i kınayacaklar ve her kınama ifadesine de “ama” eklemeyi vazife sayacaklardır.
Romantik olmanın, duygusal davranmanın kimseye fayda sağlamayacağı muhakkaktır. Hakikat şudur ki İsrail karasularına?! İnsani yollardan girmek mümkün değildir. Sizin vatandaşlarınıza devlet gücü kullanılıyor ise uluslar arası hukuk tükenmiştir. Ya İsrail’i layık olduğu muameleye tabii tutarsanız ya da bir müddet konuşur, sonra da yutkunuruz.